Bir Zamanlar Akkışla
Bir Zamanlar Akkışla
| Makale İçeriği |
|---|
| Bir Zamanlar Akkışla |
| Oynanan Oyunlar |
| Yemek Kültürü |
| Tüm Sayfalar |
BİR ZAMANLAR AKKIŞLA
     Geçmişini bilemeyenler, sağlam bir gelecek oluşturamazlar. Hangi toplumdan geldiğini yada nasıl bir topluma ait olduğunu fark edemeyenlerin kişisel gelişimlerinde hezeyanların olması normaldir. Dünyamızın en sadık ve birlikte toplulukları, aynı zamanda başarılı toplulukları sayı olarak azınlıkta kalanlardır. Bu çalışmamızda ilçemiz Akkışla’nın daha önceki hayatının aktarmaya çalışacağız. Elimizden geldiğince yöresel ağız kullanmaya çalışacağız.
     Kışın kadınlar evde günlük ev ve el işiyle birde halı dokumakla geçirirlerdi. Halı dokumak günümüz dede yapıla gelen bir uğraştır. Evin normal mutfak işleri olduğu gibi erkeklere de yardım da edilirdi. Koyunlara ve mallara (büyük baş hayvanlara) birlikte bakılırdı. Bu iş sabah, öğle, akşam üç vakit yapılırdı. Koyunlara koyun damına konan koca bir kazan yada haftta su verilirken, büyük başlar; Acısuya , Kesdoğana yada Cıncıklı gibi akar sulara götürülürdü.

       Halı, kilim, evdime, yolluk dokumak süregelen bir işti. Bunlar kendine has tezgahlarda dokunurdu. Evdime, kilim, yolluk, çuval dokumaları ipaci denen tezgahlarda yapılırdı. Genelde bilen yaşlılar bunları çözer ve dokurlardı. Öğrenmek isteyenler bilenlerin yanlarına gelerek onunla birlikte çalışıp, yaparak yaşayarak öğrenirlerdi. Halı dokutma için özel yerler vardı. Bunlara işlik denir. Halının iplerini, ağaç tezgahına geçirmeye halı çözdürmek denir. Halılar kısım kısım çözülürdü. Yastık yüzü, seccade, karyola, kelle gibi büyüklüğüne ve ilmeğine göre isimlendirilirdi. Genelde ev ekonomisine gelir getirmesi için bu iş yapılır.
        Erkekler kış aylarında günlük işlerin yanında bir kısmı; Adana gibi sıcak bölgelere çalışmaya gider ve Şubat (Gücük) ayında dönerlerdi. Bir kısmı da Saylık da (Çevrimpur) taş sökerlerdi. Bu alanda bir çok kişinin taş ocağı vardı. Açılan ocaklardan duvar taşları ve say çıkartılırdı. Ocaklar da çalışılırken kazma, kürek, manivela, balyoz, demir çivi gibi malzemeler kullanılırdı. Taş katmanları arasında yiv denen boşluklar olurdu. Bu boşluklar demir çivilerle genişletilir. Manivela bu boşluğa sokulur. Altına konan bir taş parçasıyla kaldıraç gibi kaldırılır. Açılan bu araya kalınca taşlar sürülür. Balyozla üsten vurularak taşın parçalanması sağlanır. Parçalanan taşlar ocak dışına çıkartılıp mikap edilirdi. Yeterince sökülen taşlar ihtiyaç için kullanılır yada mikap hesabı satılırdı. Bu taşlar kağnılarla taşınırdı. Şimdilerde evler sanayide üretilen malzemelerle yapılmaktadır.
       Tahıl ekimi güzün ve baharın yapılır. Tüm arazı aynı anda ekime tabi tutulmaz. Bir bölge ekilirken diğer bölge nadasa bırakılırdı. Gavur Harmanı ekilirken, Sarı Ağıl tarafı nadasa kalırdı. Tohumlar ekimden önce aşılanırdı. Kara sapanla ekim yapılır. Öküz ve at gücünden faydalanılırdı. Tarlaya önce evlek çekilir. Tohum ve gübre önyüklere konularak saçılır. Kara sapanla sürüm  yapılır. Üzerine tapan çekilirdi. Güzlük denen buğday çeşidi sonbaharda ekilir. Ziron (Zerun) denen kılçıksız buğdayla arpa yulaf mercimek ilk baharın erkenden ekilir. Kara sapana çüt de denir.   Öküzlere kumanda edecek ağaca da meseç denir. Mesecin bir ucunda nodur, diğer ucunda kazgıç olur.

       İlk yazda nadasa kalan tarlalar herk edilir. Herk işleminin bitiminden sonra çüt öküzü güdülürdü. Taki sap çekim zamanına kadar. Baharın yapılan herge çayır hergi, güzün yapılan herge saman hergi denir. Ekin bişme işi tırpanlarla yada orakla yapılırdı. Biçme işinin başlamasına arpalara girildi, ekine girildi denirdi. Herkes kendi ekinini biçerdi. Yardımlaşmada olur. Ücretli adam toplayarak ekin biçtirmeye ırgat toplama denir. Falanın bugün ırgatı var diye söylenirdi. Sabah erken kalkılır. Tırpanlar omuzlara alınarak tarlaya gidilir. Öncelikle töngelik toplanır. Tönge tırpanla ekin biçerken ayağa takılan ve sapın deste tutmasını sağlayan iple bağlanmış dayanıklı ot parçaları. Tarlanın bir başından biçme işine başlanır. Belli bir süre sonra sabah yemeğine çıkılır, sağda solda çalışınlar çağrılır. Yemekten sonra biçme işine devem edilir öğle yemeğinde biraz dinlenilir ikindin geçgini işleme son verilir. Aralar da tırpanlar çekiçlenir. İki üç çıkıma da masatlanır. Töngeye ayak takılarak tırpan iki elle tutularak sallanır bu işin ritmik yapılmasının sonucunda deste oluşur.Tırpanın ökcesi yere yatırılır ki düzgün biçim olsun ve saman çok çıksın. Yığıncı desteyi anadutla alarak yığın yapar. Tırmıkçı destelerin kalktığı yerlere tırmık çeker en sonunda tırmık dişleri toplanarak yığının ağzına konur.
       Ekin biçme işi bittikten sonra, kağnılarla sap harman yerine taşınır. Kağnıların mazıları iyi yağlanır ki sesleri iyi çıksın, Kağnının ok tarafına özen gösterilir ki görüntüsü iyi olsun. Kendirler iyi çekilir ki sap herhangi bir tarafa akamasın.Kağnı iki taraftan da kontrol edilir ki devrilmesin. Devrilince bir seferde yapılacak iş iki üç sefere çıkar. Sap çekme işi bittikten sonra döven sürme işlemine başlanır. Dövene koşulan at yada öküzün çekmesiyle yere serilen sapın ezilmesi, saman haline getirilmesi olayına döven sürme denir. Döven sürerken bir kişi dövenin üzerinde oturarak hayvanlara kumanda eder. Yanında meseç ve kürek olur. Meseç kumanda içim, kürek ise hayvanın malamaya pislemesini önlemek için. Malama ara sıra dirgenle çevrilir, dışarı taşanlar içeri atılır. Sap saman haline geldiğinde ortaya yığılır. Tekrar sap dağıtma yapılır. Döven işi bittikten sonra rüzgarlı günlerde yaba, atkı kullanılarak savurma işi yapılıp buğday (Ceç) samandan ayrılır. Bu zamanlarda harmanda yatmalar çoğalır ki bir sakamatlık çıkmasın.
 
         Samandan ayrılan buğday unluk, bulgurluk, tohumluk (biderlik) olarak ayrılır ve gözer harbıl-bul gibi aletlerle elenir. Yıkanması için Acısu yada Kesdoğan çaylarına götürülür. Yıkanan buğday kurutulur. Büyük kazanda burguluklar kaynatılıp hedik haline getirilir ve sonra kurutulup çektirilir. Un yapılacak buğday kağnıya yüklenip Kesdoğana değirmene götürülüp sıra alındıktan sonra un haline getirilir. Un çuvallarına konularak bir köşeye konur.
        Akkışla da ekmek yufka olarak yapılıp tüketilir. Ekmekler tandır damlarında bulunan tandırın üzerine konan saçlarda pişirilir. Akşamdan ölçüsü cara olan su miktarlarına un tuz katılarak hamur yoğrulur. Daha eskilerden çoraktan tuzlu su getirirlermiş. Sabah erkenden ekmek yapılmaya-edilmeye başlanır. Etmek ekmek tahtasının üzerinde oklava ile açılır. Saçta aktarıcı tarafından evraçle aktarılarak pişirilip zeleye konup bekletilir. İhtiyaç doğduğunda hafif suyla ıslatılıp (buna ekmek sulama denir) biraz bekletildikten sonra yenir.